EMEĞİN ve EKMEĞİN SANTRALİ


     Bir şehrin kaderi bazen tek bir bacadan yükselen dumanla yazılır. O duman yalnızca kömürün yanışını değil; emeğin, alın terinin ve geçim umudunun da simgesidir. Termik santral, bulunduğu bölge için sadece bir üretim tesisi değil; yüzlerce ailenin sofrasına konan ekmek, esnafın kepengini her sabah umutla açmasını sağlayan güç, zanaatkârın çarkını döndüren can suyudur.
     Ehil olmayan ellerde heba edilmesi, yanlış yönetimle zayi olması; yalnızca bir tesisin kaybı değildir. Bu durum, çalışanların mağduriyetine, ailelerin kara kara düşünmesine, gençlerin gelecek kaygısının artmasına ve bölge ekonomisinin zincirleme bir çöküş yaşamasına sebebiyet verebilir. Bir fabrikanın kapanması demek, çevresindeki onlarca küçük işletmenin de yavaş yavaş sönmesi demektir. Çarşıdaki sessizlik, aslında işsiz kalan bir babanın, umudu kırılan bir annenin, hayalleri ertelenen bir çocuğun sessizliğidir.
     Elbette her işletme verimli, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir bir anlayışla yönetilmelidir. Ancak çözüm; kapatmak değil, doğru yönetmek, ehil kadrolarla güçlendirmek, denetimi artırmak ve geleceğe hazırlamaktır.        Termik santralin faaliyetinin sürdürülmesi; şehrin gelir düzeyinin korunması, ekonomik dengenin sağlanması ve sosyal huzurun devamı açısından hayati önemdedir.
    Termik santralin faaliyetini sürdürmesi; sadece çalışanları değil, nakliyeden geçimini sağlayan kamyoncu esnafını, çarşıdaki küçük işletmeleri, zanaatkârı ve bölgenin tüm ekonomik damarlarını ayakta tutan hayati bir unsur olarak görülmelidir.
     Bir şehri ayakta tutan yalnızca binalar değil, üretimdir. Üretim varsa umut vardır. Umut varsa gelecek vardır. Bu nedenle mesele sadece bir santralin çalışması değil; bir bölgenin ekonomik direncinin, sosyal bütünlüğünün ve insan onurunun korunması meselesidir.
      Ehil yönetimle, şeffaflıkla ve sorumluluk bilinciyle işletilen bir santral; yük değil, güç olur. Yeter ki kıymeti bilinsin, emek zayi, alın teri heba edilmesin.