ASRIN FELÂKETİ VE YAŞANANLAR !..
“Devlet yok, yardım gelmedi” oyunu…
Her felakette aynı sahne, aynı senaryo yeniden sahnelenmişti.
Üzerlerinde pahalı kıyafetler, omuzlarında pahalı şallar… Saçları yapılmış, makyajları eksiksizdi. Görüntülerine bakıldığında depremzede olmadıkları hemen anlaşılan bu kişiler, birer konu mankeni gibi hem Meral Akşener’in hem de Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkarılıyor, kameralar önünde rollerini oynuyorlardı. Ortaya konulan tablo, acının ortasında sergilenen kötü bir tiyatrodan ibaretti.
Gerçek depremzedeler ise bu oyunu görüyordu. Tepkilerini dile getiriyor, yüzlerine karşı “yalan söylüyorsunuz” diyorlardı. Ama buna rağmen yalan haberler yapılmaya devam ediliyor, gerçekler görmezden geliniyordu. Bu durum, utanma ve arlanma duygusunun nasıl kaybolduğunu gözler önüne seriyordu.
Devlet ve millet yaraları sarmaya çalışırken, bazı görüntüler insanlara “Devlet başka bir şeyle uğraşıyor, bunlar başka şeyle…” dedirtiyordu. Bu tablo bölge halkını öfkelendiriyor, sabrını zorluyordu.
Dahası da vardı. Kent girişlerinde yollar kesiliyor, yardım tırlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşması engelleniyordu. Gelen yardımlar bazı depolara taşınıyor, sonra da “yardım gelmedi, burada devlet yok” sözleriyle halkın öfkesi kışkırtılmaya çalışılıyordu.
Hatta Samandağ’da CHP ilçe başkanının babasına ait evde yardım kolilerinin depolandığı ortaya çıkmış, polis müdahalesiyle bu yardımlar alınarak halka dağıtılmıştı. Fakat “tarafsız habercilik” sloganı atan bazı medya kuruluşları bu gerçeği haber yapmadı. Bunun yerine algı içeren, taraflı ve gerçekleri çarpıtan yayınlara devam ettiler.
Zaman geçtikçe başka bir tablo daha netleşti: Muhalif siyasetçiler ve bazı haber kanalları neye karşı çıktıysa çoğu zaman milletin yararına olduğu, neyi savundularsa milletin zararına sonuçlar doğurduğu görülüyordu. Bir değil, yüzlerce, hatta binlerce yalanın ortaya çıkması toplumda büyük bir güven kaybına yol açtı.
Gazeteci Can Ataklı’nın bir videosunda söylediği sözler de tartışma yarattı:
“Tayyip Erdoğan’ın seçimle gitmesi mümkün değil, darbe yapmak da artık mümkün değil. Büyük bir halk öfkesi oluşturulması gerekir.”
Bu sözler, bazı çevrelerin hedefinin ne olduğuna dair yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Çünkü yapılan birçok açıklama ve yayın, toplumda öfke ve kargaşa oluşturma çabası olarak yorumlanıyordu.
Bir başka çelişki ise kentsel dönüşüm konusunda ortaya çıktı. Yıllarca kentsel dönüşüme “rantsal dönüşüm” diyerek karşı çıkanlar, depremden sonra “neden kentsel dönüşüm yapılmadı?” diye soruyordu. Aylarca yapılan kentsel dönüşüm karşıtı haberler ise depremden sonra birçok internet sitesinden hızla silinmişti.
Oysa deprem bölgesinde TOKİ tarafından yapılan 133 bin 759 konuttan hiçbirinin yıkılmaması, kentsel dönüşümün ne kadar hayati olduğunu açıkça gösteriyordu. Bu gerçek, yıllarca bu projelere engel olanların sorumluluğunu da yeniden gündeme getirdi.
Bugün hükümeti imar affı üzerinden eleştiren CHP’nin ise 2018 seçim bildirgesinde ruhsatsız yapıların yasal statüye kavuşturulacağını vaat ettiği biliniyordu. Hatta eleştirilen imar affı yasasına CHP milletvekilleri de “evet” oyu vermişti. Daha da ilginci, 4 Ocak 2023’te CHP’nin imar affından yararlanamayanların da yararlanması için TBMM’ye kanun teklifi vermesi, depremden sonra ise bu teklifi geri çekmesiydi.
Tüm bu tartışmaların ortasında başka bir gerçek daha vardı.
Deprem bölgesinde yaklaşık üç aydır depremzedelere her gün üç öğün yemek veriliyor, barınma ihtiyaçları karşılanıyor, devlet ve millet el ele vererek yaraları sarmaya çalışıyordu. Bunun devlet bütçesi için büyük bir yük olduğu açıktı. Ama buna rağmen ortaya güçlü bir dayanışma ruhu çıkmıştı.
Adıyamanlı bir depremzedenin şu sözleri ise gerçeği özetler gibiydi:
“Devlet yok diyenler hariç herkes burada.”
Doğal afetlerde yapılması gereken bellidir: Birlik olmak, yaraları birlikte sarmak, acıları paylaşmak…
Ülke ve millet sevgisi bunu gerektirir.
Türkiye’yi “tek yürek” yapmak için çalışanlar da vardı. Ama küçük hesapların peşinden koşanlar da…
Felaketleri fırsata çevirmeye çalışanların tavrı, leş kargası gibi beklemekten farksızdı. Oysa doğru olan çok daha basitti:
Elinden geliyorsa yardım et.
Gelmezse yardım edenleri teşvik et.
Eleştiri yapılacaksa da, yaralar sarıldıktan sonra yapılmalıdır.