HATAMIZI ANLAYALIM!..

   

Kamuoyunda zaman zaman öyle tartışmalar yaşanıyor ki, aynı olaylara farklı zamanlarda verilen tepkiler toplumun dikkatinden kaçmıyor. Bu da ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Gerçekten ilkelere göre mi hareket ediyoruz, yoksa şartlara ve siyasi konjonktüre göre mi?
20 Ekim 2022 tarihinde Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı, katıldığı bir yayında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’ya karşı operasyonlarında “kimyasal silah kullandığı” iddialarına değinmiş ve bu iddiaların bağımsız heyetler tarafından incelenmesi gerektiğini söylemişti. Bu açıklamalar toplumun geniş kesimlerinde ciddi tepkilere yol açmış, Türkiye’ye geçmişte yöneltilen benzer suçlamalar hatırlatılarak bu tür ifadelerin dış müdahalelere zemin hazırlayabileceği yönünde eleştiriler yapılmıştı.
O dönemde bazı siyasetçiler ise bu açıklamaları ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmişti. Başta Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu olmak üzere bazı isimler, konuyu bu çerçevede ele alarak destekleyici bir tutum sergilemişti.
Ancak aynı çevrelerin başka bir tartışmada çok daha farklı bir refleks göstermesi, toplumda tutarlılık meselesini yeniden gündeme taşıdı. “TSK kimyasal silah kullandı” iddiasını ortaya atanlara karşı “Bu ordu Atatürk’ün ordusudur, böyle bir itham kabul edilemez” diyemeyenlerin, kılıçlı yemin tartışmalarında ortaya çıkıp “Bunlar Mustafa Kemal’in askerleri” diyerek savunmaya geçmesi birçok kişi tarafından çelişkili bir tutum olarak değerlendirildi.
Tam da bu noktada mesele kişilerin ötesine geçiyor ve ilke meselesine dönüşüyor. Çünkü devletin kurumları ve milli meseleler söz konusu olduğunda, kişilere ya da siyasi kimliklere göre değişen refleksler yerine ilkelere dayalı bir yaklaşım beklenir.
Bazı basın organlarında yer alan haberlere göre söz konusu olayın organize bir girişim olabileceği iddiaları da gündeme geldi ve konunun ilgili kurumlar tarafından araştırıldığı ifade edildi.
Böyle durumlarda en sağlıklı yaklaşım; devlet kurumlarına yönelik iddialar karşısında acele hüküm vermek yerine sağduyulu davranmak, olayın tüm yönleriyle araştırılmasını beklemek ve yetkili kaynaklardan gelen bilgileri dikkate almaktır. Aksi halde toplumdaki kutuplaşma daha da derinleşir, güven duygusu zedelenir ve tartışmalar sağlıklı bir zeminden uzaklaşır.
Siyasetin doğasında farklı görüşlerin olması doğaldır. Ancak devletin bekası, kurumların itibarı ve toplumsal birlik söz konusu olduğunda daha dikkatli bir dil kullanmak herkesin sorumluluğudur. Geçmişte yaşanan pek çok olay da göstermiştir ki, tartışmalı süreçlerde aceleyle taraf olmak çoğu zaman ülkeye fayda sağlamaz.
Sonuç olarak, aynı meseleye farklı zamanlarda farklı ölçülerle yaklaşmak yerine tutarlı ve ilkeli bir duruş sergilemek gerekir. Eleştiri elbette olacaktır; fakat eleştirinin zemini bilgiye, sorumluluğa ve ortak akla dayanmalıdır.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; yaşananları duygularla değil, akıl ve sağduyu ile değerlendirebilmektir. Çünkü hatalarımızı zamanında fark etmek, gelecekte daha doğru adımlar atmanın ilk şartıdır.




              .