ŞEHİRLER YÜKSELİRKEN, ALGI ÜRETENLER

     
    6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli, 11 ilin etkilendiği depreminin yıl dönümünde,
toprağa emanet ettiğimiz canları rahmetle anıyor, geride kalanların acısını yüreğimizde yeniden hissediyoruz. Zaman geçse de o sabahın sessizliği unutulmuyor; enkazın altından yükselen umut, dayanışma ve yeniden ayağa kalkma iradesi hafızalarımızda canlılığını koruyor.
    6 Şubat depreminin ardından şehirler yeniden ayağa kalkmaya çalışırken, sahada bambaşka bir mücadele yaşanıyordu. Vinçlerin göğe uzandığı, hafriyat kamyonlarının aralıksız girip çıktığı, iş makinelerinin gece gündüz çalıştığı alanlarda bazıları kamerayı bozuk yollara çevirip “yollar yapılmamış” diyordu. Oysa inşaat devam ederken yol olmaz; olmamalıdır da. Çünkü o yollar her gün tonlarca yük taşıyan kamyonların altında yeniden bozulur, yapılan kaldırım ertesi gün sökülür, atılan asfalt bir sonraki sevkiyatta parçalanır.
    Şehircilik sabır işidir. Önce temel atılır, kolonlar yükselir, binalar güvenli şekilde tamamlanır. Ardından çevre düzenlemesi gelir; kaldırımlar döşenir, yollar asfaltlanır, peyzaj yapılır. 
     Depremin yaralarını sarmak aceleyle değil, doğru sırayla olur. Görünen toz, çamur ve bozuk zemin bir ihmalin değil, yeniden inşa edilen bir hayatın geçici görüntüsüdür. Asıl olan, bittiğinde sağlam, düzenli ve yaşanabilir bir şehir bırakabilmektir.
    Yapımı tamamlanmış, teslim edilmiş 455 bin konutu ve yeniden ayağa kalkan şehirleri görmezden gelip, yalnızca yapımı devam eden şantiyelerde kamera açarak “yollar bozuk, hizmet yok” diyen bir zihniyet alkış almaz. Çünkü bu, gerçeği anlatmak değil; gerçeğin bir parçasını koparıp insanları yanıltmaktır. İnşaatın sürdüğü alanlarda yolun bozuk olması hizmet eksikliği değil, sürecin doğal sonucudur. Orada asfalt değil, önce beton yükselir; kaldırım değil, önce güvenli evler yapılır.
     Bu yaklaşım, meseleyi çözmekten çok algı üretmeyi hedefler. İnsanların acısı üzerinden siyaset yapılır, emek görmezden gelinir, ortaya konan devasa çaba yok sayılır. Oysa şehirler sadece binalarla değil, doğru planlama ve sabırla ayağa kalkar. Bitmiş konutları, teslim edilen anahtarları, yeniden açılan okulları ve hastaneleri görmeyip yalnızca yarım kalan kareleri göstermek, toplumda haklı bir tepki doğurur. Çünkü bu, eleştiri değil; manipülasyondur.
   Bir zamanlar “Belediyeleri nasıl yönetiyorsak ülkeyi de öyle yöneteceğiz” demişlerdi. Bugün geriye dönüp bakıldığında, yönetimin vitrinle değil; kriz anında ortaya koyduğu irade, sorumluluk ve çözüm kapasitesiyle ölçüldüğü çok daha net görülüyor.
     Çukurdan geçilemeyen yollar, işletilemeyen ulaşım hatları, temizlenmeyen menfezler ve rögarlar… İlk yağmurda şehirleri esir alan seller. Toplanmayan çöplerle yayılan koku, sokakları mesken tutan fareler. Çalıştırılamayan arıtma tesisleri, denize akıtılan atıklar ve sahillere çöken pis koku. Bunların hiçbiri “küçük aksaklık” değil; hepsi yönetimsizliğin günlük hayata yansıyan fotoğrafıdır.
       Bu tablo, yönetmekle yönetememek arasındaki farkı acı biçimde gösteriyor. Çünkü şehir; afişle, sloganla, algıyla değil, işleyen altyapıyla, zamanında müdahaleyle ve sorumluluk bilinciyle ayakta durur. Yönetmek, sorun çıkınca mazeret üretmek değil; sorun çıkmadan önlem alabilmektir. Burada görünen ise maalesef yönetmek değil, yönetememektir.
      Deprem gibi büyük bir felaketin ardından mesele, kimin daha yüksek sesle konuştuğu değil; kimin taş üstüne taş koyduğudur. Gerisi, gürültüden ibarettir.