Sanki görünmez bir el, toplumun sinir uçlarına dokunuyor gibiydi.
Birlikten bahsedildiğinde nedense daha çok ayrılık konuşuluyordu.
Nedense her iyi niyetli adımın etrafında şüphe bulutları beliriyordu.
Belki de en zor olan, aynı hedefe bakarken farklı yolları kabul edebilmekti.
Söylentiler, korkular, öfkeler arasında, gerçeği korumak kolay değildi.
Ama yine de bir umut vardı:
düşünmeye devam edenler, sorgulamayı bırakmayanlar ve birbirini dinlemeyi seçenler.
Çünkü bir ülke ancak aynı gemide olduğunu unutmayanlarla yol alabilirdi.
Bir yanda barış ve güvenlik isteyenler, öte yanda her adımın ardında başka niyetler arayanlar… Gerçek ise gürültünün arasında kayboluyordu. Yıllardır aynı soru dolaşıyordu bu topraklarda: “Terör nasıl biter?”
Ama asıl soru şuydu:
“Biz doğruyu ne zaman birlikte savunacağız?”
Terör, sadece silahla başlamaz. Terör, önce bir cümlede başlar. Bir çarpıtılmış haberde, bir kutsanmış yalanda, bir masum gibi sunulan cinayette…
Ve yanlışın en tehlikelisi şuydu: Katili mazur göstermek, kurbanı sorgulamak.
Bir çocuğun ölümüne “ama” ile başlayan her cümle, terörün en sessiz ortağıydı.
Doğru şuydu:
Devlet, vatandaşını korumak zorundaydı.
Güvenlik, pazarlık konusu olmazdı.
Masumun canı, hiçbir ideolojinin malı değildi.
Ama yanlış da şuydu:
Her hatayı görmezden gelmek, her eleştiriyi düşmanlık saymak, her soruyu susturmak…
Çünkü terör sadece dağda değil, adaletin zayıfladığı yerde de büyür. Bir ülke, ne sadece silahla temizlenir, ne sadece sözle. Terörsüz Türkiye, iki şeyle mümkündü: Güçlü devlet ve adil devlet. Sadece güç olursa, korku büyürdü. Sadece adalet olursa, terör cesaret bulurdu.
Ama güç ve adalet birlikte yürürse, dağlar da susar, şehirler de.
Terör, bir milleti ikiye bölmek için var. Terörsüz Türkiye ise, o bölünmeye razı olmamakla başlar. Terörsüz bir ülke, silahla değil; doğruyu yanlıştan ayırabilen vicdanlarla kurulur.
Ve belki de gerçek çözüm, en sade cümlede gizlidir. Yanlışa yanlış demeden, doğruyu korumadan, hiçbir ülke huzura eremez.
Vatanı sevmek, sadece gerektiğinde ölmek değildir. Vatanı sevmek, tehlikeyi herkesten önce görüp, millet uyurken bile uyanık kalabilmektir.
Emperyalistler tohumlarını çoktan ekmiş; fitnedir, korkudur, kardeşi kardeşe düşürmek tir, niyetleri. Bir ülkeyi işgal etmeden önce, vicdanları bölüyorlardı.
Güzellikler sessizce geride kalıyordu; çocukların gülüşü, sofraların bereketi, yarınlara duyulan güven…
Yerini endişe aldı.
Gelecek, ilk kez bu kadar ağır bir yük oldu omuzlarda.
Ama tam da pişmanlık kapıyı çalacakken, oyun bozuldu.
Maskeler düştü, art niyetler açığa çıktı.
Kimin kardeşliği kullandığı, kimin ihaneti beslediği anlaşıldı.